KESK’TE BİR YOL ARAYIŞI…

KESK’TE BİR YOL ARAYIŞI…

1399
PAYLAŞ

Bir genel seçim havasında geçen ve aslen muhalafet bloğunun adaylarıyla Partili Cumhurbaşkanının yarıştığı 31 Mart yerel seçimleri AKP-MHP bloğu adına ciddi bir yenilgiyle sonuçlandı. Kimin yenildiğinin daha önemli olduğu bu seçimlerde halk, rantçı, kentleri yağmalayan, doğayı tahrip eden, tüm kamu kaynaklarını yandaşlara, cemaat, vakıf ve derneklere aktaran ve halkı karar süreçlerinden dışlayan yönetim anlayışına HAYIR dedi.

Bu seçim sonuçlarıyla özellikle finansın merkezi ve AKP açısından en önemli rant kaynağı İstanbul’un kaybedilmesi, hem rantın kaybedilmesi hem de AKP-MHP bloğunda bir çözülme ve nihayetinde iktidar yitimi anlamına gelecekti. Bu nedenle AKP-MHP bloğu YSK darbesiyle seçimlere el koydu, halkın iradesini yok saydı ve gerek HDP’nin kazandığı bazı belediyelerde mazbata vermeme, gerek KHK’lilerin mazbatalarını iptal etme, KHK’lilerin seçme ve seçilme haklarını tartışmaya açma noktasında halkın iradesini gasp etti; İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı seçimini de hiçbir hukuki norm içinde açıklanamayacak gerekçelerle iptal ederek yenileme kararı aldı. 23 Haziran’da yenilenen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi de AKP-MHP iktidar bloğunun, islamcı-milliyetçi faşist rejimin adeta bir referandumu biçiminde yaşandı. AKP’nin tek adam rejiminin karşısında oluşan çok geniş muhalefet cephesi 31 Mart seçimlerine göre farkın daha da açılmasıyla, % 9 luk gibi büyük farkın moral üstünlüğüyle seçimlerden çıktı. 24 Haziran sabahından itibaren partili cumhurbaşkanlığı sistemi tartışılmaya başlandı. Çok geniş ve çeşitli siyasal çizgileri içinde barındıran muhalefet bloğunun moral üstünlüğünün sürdürülüp sürdürülemeyeceği, AKP-MHP iktidar bloğunun geleceği, AKP içindeki çözülmenin hızlanıp hızlanmayacağı gibi bir çok kritik sorunun cevabı önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak. Geniş muhalefet cephesi içinde muhalefet partileriyle beraber gençlerin, kadınların, gönüllülerin varlığı kendini hissettirdi.

23 Haziran İstanbul yerel seçimlerinde kendini örgütsel ve pratik olarak hissettiremeyen ise kamu emekçileri, işçiler ve onların örgütleri oldu. DİSK’in 15 Haziran tarihinde 15-16 Haziran direnişini andığı katılımı zayıf Kartal mitingi ve KESK’in basın bildirileri dışında bu örgütler herhangi bir etkinlik içinde olamadılar. Muhalefetin bu kadar canlı, dinamik, hareketli ve moralli olduğu böylesi bir dönemde emekten ve özgürlüklerden yana örgütler olarak sendikalar neden etkisiz kaldı ve neden muhalefetin genelinde artan umut sendikal yapılarda da yükseltilemiyor? Toplumsal muhalefetin örgütleyicisi ve katalizörü olması gereken emek örgütleri için bu ve başka soruların cevabını soğukkanlılıkla aramak önümüzdeki dönem çözülmekte olan rejimle mücadelede en önemli adım olacaktır. 90’lı yıllardan itibaren emek hareketinin krizinin nedenleri ve çözüm arayışları üzerine çeşitli tartışmalar yapılageldi. Bizzat KESK’in kuruluşu klasik sendikal anlayışların eleştirisi ve emek hareketinin krizine yanıt olma özelliği taşıyordu. Klasik sendikal anlayışın en önemli eleştirisi; sendikal bürokrasi, emekçilerin kendi örgütleri olan sendikalarına yabancılaşması, söz, yetki ve karar süreçlerine katılım kanallarının tıkanması gibi bir çok nedene dayanıyordu. Yine bahsedilen eleştirinin bilgisi ışığında kamu emekçilerinin sendikal mücadelesi; kapitalizme ve neo-liberal politikalara, “devletin memuru değil emekçiyiz” diyerek kapıkulu mantığına ve çürümüş, bürokratikleşmiş klasik sendikal anlayışlara itiraz zemini üzerine oturdu.

Çürümüş, bürokratik sendikal anlayışın en önemli özelliği emekçilerden kopuk, yabancılaşmayı biteviye üreten, bürokratik mekanizmalara sıkışmış karar alma süreçlerinin varlığı olmuştur. Bu mekanizmaları parçalayacak olan işleyiş, emekçilerin özgür iradelerini dolayımsız sendika genel merkezlerine taşıyacak kanalların inşası olmalıdır. Yani emekçilerin söz, yetki ve kararlarının kendi öz örgütü olan sendikalara hakim olacak işleyişe sahip olmasıdır. KESK kuruluşunda bu gerekçelerle oluşturulan GYK (Genel Yönetim Kurulu), işkolu sendikalarındaki MTK (Merkez Temsilciler Kurulu), Şube başkanlarından oluşan Başkanlar Kurulu gibi demokratik mekanizmalar tanımlanmış olsa da bu mekanizmalar kurulan siyasal ittifaklarla tıkanma noktasına geldi.

KESK; Türkiye sendikal tarihinde ezberlerin, hazır cevapların, basmakalıp çözümlerin değil özgür tartışma ortamı içinde “arayış hareketi” olarak kuruldu. Tıkanmayı aşacak yeni tartışmalar ve arayışlar 2011 genel kurullar sürecinde meclis anlayışını ortaya çıkardı. Ancak bu arayışın işleyişinde gelişen süreç var olan kurulun çözüm üretmediği sonucunu ortaya çıkardı. Son dönemde KESK’in içinde çokça tartışılan KESK Genel Meclisinin yapısı ve işleyişine ilişkin farklı görüşleri de bu çerçevede bir arayış olarak ele almak gerekiyor. KESK Genel Meclisine öteden beri itiraz eden, demokratik katılımı zedeleyeceği eleştirisi yapan, bu nedenlerle de KESK Genel meclisinin demokratikliğini sorgulayan  dinamiklerin de olduğunu  göz önünde bulundurmak ve mevcut yapısıyla KESK’te yer alan dinamikleri tam olarak kapsamayan bir meclis yapısının eksiklikler barındırdığını unutmamak gerekiyor.

Ayrıca Genel Meclisin seçilmesi ve oluşumunun, GYK’da yaşanan problemlere benzer bir handikapı barındırdığını görmemiz gerekir. KESK Genel Meclisi siyasal oluşumların temsilini gözeten siyasal sendikal mutabakatların ötesine geçemedi . Hiçbir iş yeri çalışması içinde olmayan, bağlı bulunduğu iş kolu sendikalarının şubesine bile uğramayan ama siyasal ortaklık gereği bu kurulda yer alan bir genel meclis üyesinin iş yeri veya şubesinden genel meclise hangi görüş ve önerileri taşıyacağı meselesi kabul edelim ki tartışmalı olacaktır. Bu ise genel mecliste daha ziyade siyasi temsil üzerinden gelenlerin kendi anlayışlarını KESK’in tamamına hakim kılmak için yapılan tartışmaların belirleyici olduğu, örgütün ve emek mücadelesinin ihtiyaçlarını tartışamayan, karşılayamayan bir içerik oluşmasına neden olmaktadır. Bu tarzın yabancılaşma ve demokratik kanalların tıkanmasını tekrar etmesi kaçınılmazdır.

KESK Genel Meclisi işleyişinde de sorunlarla çokça karşılaşır olduk. Özellikle tabanla bağı olan anlayışların eksikliği kritik kararlarda ortak mücadele zeminlerinin güçlendirilmesi adına bir zafiyete işaret etmektedir. KESK’in tarihsel birikimine ve hafızasına uygun bir şekilde tüm görüşlerin harmanlandığı ve kolektif bir akılla en doğru yolun bulunduğu çoğulculuk pratiği maalesef bu işleyişte ciddi hasar görmektedir. Bu anlayışın terk edilip çoğunlukçuluk zihniyetiyle davranılması işleyiş açısından büyük eksiklik oluşturmaktadır. Çoğulculuk sendikamızın olmazsa olmazıdır. Ortak mücadele tarihimizin en değerli ürünlerinden biri olan konfederasyonumuz “ben yaptım oldu” mantığının tahrip eden kolaycılığına düşmemelidir. Bu yaklaşım ileride de ciddi sorunlar üretme potansiyeli taşımaktadır.

KESK Genel meclisi mevcut oluşumu, yapısı ve işleyişi ile değerlendirme ihtiyacıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Bu haliyle örgütü güçlendirmek bir yana örgüte sorun üreten bir yapıya ve işleyişe sahiptir. Örgütün pratik faaliyetini yüklenen, iş yerleriyle bağı güncel ve güçlü olan, şube genel kurulları dolayımından geçmiş şube başkanlarının katılımcısı olduğu danışma meclisi bu anlamda hem oluşumu açısından daha demokratik hem de üyelerle bağ açısından çok daha güçlü bir oluşumu içermektedir. Bu açıdan danışma meclisinin örgütsel olarak karar alma mekanizmalarındaki pozisyonu güçlendirilmelidir ve bu meclisin de iş yerlerinin, şube meclislerinin iradesini yansıtacak biçimde işlemesi noktasında adımlar atılmalıdır. Bunun da yolu kuşkusuz iş yerlerinde kamu emekçileriyle bağı güçlendirmekten, iş yeri meclisleri oluşturmaktan, bu meclislerde kamu emekçilerinin sorun ve çözüm önerilerini konuşup tartışarak kolektif bir irade ve ortak akıl oluşturup bunu örgütün ilgili organlarına taşımaktan geçer.

KESK, aynı zamanda kendisine bağlı üye sendikalarla olan ilişkisini, sendikal-siyasal öncelikler ve hukuksal bağlam içresinde yeniden ele almalıdır. KESK bu haliyle tüm diğer iş kolları üzerinde tasarruf hakkına sahip  gibi hareket etmekte, iş kollarının üzerinde baskı unsuruna dönüşmektedir. Oysa KESK bir konfederasyon olarak iş kollarının ve ortak mücadelenin koordinasyonu konumunu güçlendirmelidir. KESK, üye sendikaların koordinasyonu olarak ele alınmalı, iş kollarının kararlarını bir bütünlük içinde ele almalıdır. Sendikaların hareket alanını daraltan ya da yok sayan, sendikaların üyesiyle bağını zayıflatan tarza geçit vermeyecek demokratik işleyişin sağlanması elzemdir. Kamu emekçilerinin tümünün örgütü olma iddiasında olmak, “kuru bir söylem olarak kaldıkça”, kuvveden fiile geçirilmedikçe kendine yeten bir örgüt görüntüsü vermeye devam edecektir. KESK, sadece “siyasal iddialarımızın” gerçekleştirildiği adres olarak ele alınamaz. KESK, sendikal-siyasal sürece bakışımızın temeli içerisinde işlevsel bir aygıt olarak değerlendirildiğinde kamu emekçilerinin esas örgütü olma yolunda anlam kazanacaktır. Türkiye’nin demokratikleşmesindeki mücadele hattında kapsayıcı örgüt olma işlevine geri dönmesi için sendikal-politik hattın hassas çizgisi korunmalıdır.

KESK Genel Meclisi’nin işleyişi ve ürettiği sonuçlar üzerinden yürütülmesi gereken tartışmayı aynı zamanda KESK’ e bağlı iş kollarına dair kurullar, mekanizmalar, seçim yöntemleri ve örgütlenme şeması bütünlüğünde de ele almak kaçınılmazdır. Sendikaların üyeleriyle yabancılaşması, iş yeri temsilciliklerinin işlememesi, üyelerin kendini özne olarak görme duygusunu her geçen gün kaybetmesi üzerinden ortaya çıkan sonuç bu bütünlükte bir tartışmayı yürütme zorunluluğunu bir görev olarak önümüze koymaktadır.
KESK doğru bir politik hat doğrultusunda üyeyle bağlantısını demokratik şekilde kuran bir işleyişe sahip olduğunda emek hareketinin güncel krizine katkısının yanı sıra emek demokrasi ve barış mücadelesindeki başat tarihsel rolünü yerine getirme potansiyelini ortaya çıkaracaktır. AKP-MHP faşist iktidar bloğu ve siyasal islamcı tek adam rejimine karşı toplumsal muhalefetin en dinamik ve en etkin katalizörü olacaktır.