2018 biterken… – Aslı Aydın

2018 biterken… – Aslı Aydın

331
PAYLAŞ

Yılın son haftalarındayız. Ekonomiye ilişkin 2019’a dair beklentiler, endişeler, soru işaretleri gündemdeki yerini koruyor. Genellikle ekonomiye dair gündemin yavaş aktığı yılın son günleri bu kez oldukça hareketli. Bir yandan büyüme, işsizlik ve enflasyon endişe verici görünümünü sürdürürken, diğer bir yanda yüksek döviz kuru ve yükselen faizler, 2019’da bizleri çok da iyi bir ekonominin beklemediğini gösteriyor. 2018’i bitirmeye günler kala çok da karamsar bir tablo çizmeden, hazırlıklı olmak açısından ekonomiyi genel görünümüyle değerlendirelim;

Türkiye ekonomisi 2018’in ilk çeyreğinde %7,2, ikinci çeyrekte %5,3 ve üçüncü çeyrekte de %1,6 büyüdü. İkinci çeyrek itibariyle başlayan yavaşlama üçüncü çeyrekte hızlı bir inişe dönüşmüş oldu. Hal böyleyken 2018 yılsonu büyümenin yeni ekonomi programında yer alan %3,8’in altında kalacağına da kesin gözüyle bakılabilinir. 2019’a ilişkin ise daha olumsuz bir tabloya hazır olmak gerekiyor, zira son açıklanan üçüncü çeyrek büyüme verisinde üretimin, yüksek döviz kuru nedeniyle maliyet yönlü durma noktasına geldiğini ve stoklardan satış yapıldığını görmüştük. Kurda ciddi bir düşüş yaşanmadığı sürece ithalata bağımlı üretimde bu durumun değişmeyeceği açık. Nitekim önceki haftalarda açıklanan Ekim ayına ilişkin sanayi üretim endeksi sonuçlarına göre takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretiminin geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,7 azalmış olması, 2018 yılsonu ve 2019’da yaşanacak daralmanın boyutlarını öne koyuyor.

Ülkenin kuşkusuz en önemli sorunu işsizlik. Ekonominin hızlı büyüme dönemlerinde de işsizlik yaratan çarpık yapı, daralma dönemlerinde daha fazla işsizlik üretiyor. TÜİK’in açıkladığı resmi verilerle %11,4; DİSK’in açıkladığı geniş tanımlı verilerle %18,2 işsizlik oranı bulunuyor. Geniş tanımlı işsizlik oranı, gerçek işsizliği daha güçlü açıklıyor, çünkü TÜİK’in işsiz olarak saymadığı uzun süreli iş arayan ve resmi kanalları kullanmayan (çoğunluk kullanmaz) binlerce işsiz resmi hesaplamalarda yer almıyor. Dolayısıyla ülkemizde 6,4 milyon işsiz bulunuyor, diğer bir ifadeyle çalışabilir durumda olan her 5 kişiden neredeyse biri işsiz durumda.

Daralma ve işsizliğin ciddi boyutlara ulaşmasının yüksek enflasyon ortamında olduğunu unutmamak gerekiyor. Kasım ayı tüketici enflasyonu %21,62 iken yılsonu beklentileri %23-25 arasında kalıyor. Buradaki seviyenin günü kurtarmaya dönük enflasyonla mücadele programı, son aylarda uygulanan vergi indirimleriyle baskılanmış bir seviye olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Dolayısıyla 2019, üretici fiyatlarındaki ortalama %40’lardaki artışın tüketici fiyatlarına yansıdığını göreceğimiz bir yıl olacak. Bunun yanı sıra, 31 Mart yerel seçimlere yönelik bütçede kesenin ağzını açmaya yönelik oy odaklı politikaların da enflasyonist etki yaratacağını söyleyebiliriz. Yapılan harcamaların faturası da karşımıza zam olarak çıkacağı unutulmamalı.

Son olarak geçtiğimiz günlerde açıklanan asgari ücret önemli. 2019 yılı için asgari ücret 1 Ocak 2019’da geçerli olmak üzere, brüt 2. 558 TL, net 2020 TL olarak belirlendi. Milyonlarca işçi, yoksulluk sınırının altında, açlık sınırında bir gelire mahkum edilmiş oldu. Her ne kadar resmi enflasyonun üzerinde bir oranda artış yapıldığı ile övünülse de, yapılan artış işçi ve emekçilerin yaşadığı hayat pahalılığını doğru yansıtan gıda enflasyonun altında kaldı. Dahası asgari ücret vergiye tabi tutulmaya devam etti, her yıl kaşıkla verilenin kepçeyle geri alındığı bu döngü işçiler için sürdürülmüş oldu.

Her sene, yılın son günlerinde geride bıraktığımız yıldan sevgiyle gelecek yeni yıldan da umutla bahsederiz. İyi ki de bunu yaparız. Herkes için ekonomideki tabloya bakarak enseyi karartmadan, bizleri nelerin beklediğini bilerek yeni yıla adım atmayı, sadece 2018’den değil geçmişte yaşadıklarımızdan çıkardığımız derslerle 2019’a umutlu bir başlangıç yapmayı dilerim. Herkese şimdiden iyi seneler dilerim, iyi bir yıl olsun.

Kaynak: Birgün